ARTICLE
12 February 2026

Hissedarlar Sözleşmesinin Esas Sözleşme Üzerindeki Etkisi: Normlar Hiyerarşisi, Uygulama Ve Çatışma Sorunları

E
Egemenoglu

Contributor

Egemenoglu is one of the largest full-service law firms in Turkey, advising market-leading clients since 1968. Egemenoğlu who is proud to hold many national and international clients from different sectors, is appreciated by both his clients and the Turkish legal market with his fast, practical, rigorous and solution-oriented work in a wide range of fields of expertise. Egemenoğlu has been considered worthy of various rankings by the world’s most leading and esteemed rating institutions and legal guides. We have been ranked as Recognized in “Project and Finance” and “Mergers and Acquisitions” areas by IFLR 1000. We also take place among the top- tier law firms of Turkey at the rankings of Legal 500, at which world’s best law firms are regarded, in “Employment Law” and “Real Estate / Construction” areas. Also our firm is regarded as significant by Chambers& Partners in “Employment Law” area as well.
Türk ticaret hayatında şirket ortaklarının ilişkilerini düzenleyen iki temel belge öne çıkar: esas sözleşme ve hissedarlar sözleşmesi
Turkey Corporate/Commercial Law
Egemenoglu are most popular:
  • within Transport topic(s)

Türk ticaret hayatında şirket ortaklarının ilişkilerini düzenleyen iki temel belge öne çıkar: esas sözleşme ve hissedarlar sözleşmesi. Esas sözleşme, şirketin hukuki kimliğini belirleyen ve şirket tüzel kişiliğine, şirket ortaklarına ve üçüncü kişilere karşı bağlayıcı olan kurucu metindir. Buna karşılık hissedarlar sözleşmesi, ortakların kendi aralarında ve taraf olması halinde şirket tüzel kişiliği bakımından nispi bağlayıcılık doğuran, olan çoğu zaman gizli kalan ve daha esnek bir hukuki çerçeve sunan bir düzenlemedir.

Son yıllarda yatırımcı sayısının artması, kurumsal yönetim anlayışının gelişmesi, girişim ekosisteminin genişlemesi ve mevzuat uyarınca şirket ana sözleşmede yer verilmesi mümkün olmayan yükümlülük ve taahhütlerin hissedarlar sözleşmeleri aracılığıyla düzenlenebilmesi nedeniyle hissedarlar sözleşmeleri giderek daha fazla gündeme gelmektedir. Ancak bu sözleşmelerin esas sözleşmeyle çatışması hâlinde hangi düzenlemenin üstün olacağı, normlar hiyerarşisinin neresinde durdukları ve uygulamada doğan uyuşmazlıkların nasıl çözümleneceği konusu önemli bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu çalışmamızda, Türk hukuk sisteminde hissedarlar sözleşmesinin konumu incelenecek, normlar hiyerarşisi çerçevesinde değerlendirme yapılacak, uygulamada karşılaşılan başlıca sorunlar ve çözüm önerileri ele alınacaktır.

1. KAVRAMSAL ÇERÇEVE

1.1. Ticaret Şirketlerinde Sınırlı Sayı İlkesi ve Esas Sözleşmenin Konumu

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ("TTK") düzenlemeleri çerçevesinde ticaret şirketlerinin türlerinin sınırlı sayı ilkesine göre belirlenmiştir. Ticaret şirketlerinin türlerine göre kuruluş aşamasında bir esas sözleşmeye sahip olmaları gerekliliği bulunmaktadır. Yine ortaklığın türü ve esasları belirlenirken her ticaret ortaklığı için düzenlenmiş TTK düzenlemelerinin dikkate alınmaması gereklidir. Eğer kurulan ticaret şirketi ("ortaklık", "şirket" ya da "şirket tüzel kişiliği" olarak da anılacaktır.) TTK'da düzenlenmiş ticaret şirketlerinden birisinin ayırt edici özelliklerini taşımıyor ve bu çerçevede kurulmuyor ise 6698 sayılı Türk Borçlar Kanunu ("TBK") madde (md.) 620 kapsamında tüzel kişiliği bulunmayan bir adi ortaklık sayılacak ve TBK hükümleri çerçevesinde değerlendirilecektir.

Esas sözleşme, TTK'da her ticaret şirketi türüne göre, belirtilen unsurları içeren ve ticaret siciline tescil edilerek üçüncü kişilere karşı geçerli olan kurucu belgedir. Bir ticaret şirketinin kurulabilmesi için TTK'da öngörülen şartları içerir bir esas sözleşme hazırlanması ve kurucular tarafından imzalanarak kuruluş aşamasında ortaklığın kurulacak olduğu ticaret sicil müdürlüğüne tescil için verilmesi bir zorunluluktur. Esas sözleşme, anılan çerçevede mevcut ve müstakbel tüm ortaklara (ortaklığın hisselerine kim sahip olursa o hisse sahibine) yönelmiş olan, içerisinde yer alan düzenlemelerin ortaklık organlarını ve üçüncü tarafları bağladığı anayasal bir düzenlemedir.1

1.2. Hissedarlar Sözleşmesi ve Bağlayıcılığı

Hissedarlar sözleşmesi, ortakların kendi aralarında ihtiyari olarak yaptıkları TTK'da düzenlenmemiş, herhangi bir şekil şartına tabi olmayan, ancak TBK kapsamında geçerli olan ve sonuçlarını temelde borçlar hukuku alanında doğuran bir özel hukuk sözleşmesidir. Hissedarlar sözleşmesi özellikle aile şirketlerinde pay devir kısıtlamaları getirilerek şirkete sonradan dahil olabilecek ortakların sınırlandırılması, şirketin yönetim organında yalnızca belirli kişilerin yer almasının sağlanması ile şirketin yönetim yapısının korunması, yine anonim ortaklıkla tek borç ilkesinin dışına çıkılarak ortakların şirkete karşı başkaca sorumluluklar altına girmesi, ortaklıkta güç dengesinin sağlanması, korunması ve ortakların kendi amaçlarına uygun olarak ortaklık içerisinde bir düzen oluşturulması gibi amaçlarla düzenlenmekte ve uygulamada önemi ile dikkat çekmektedir. Hukuki nitelik olarak bir nispi bir borç sözleşmesi niteliği taşıyan (borçlar hukuku anlamında yalnızca sözleşmeyi imzalayan kişileri bağlayan) hissedarlar sözleşmesi, üçüncü kişilere (örnek olarak ortaklık payını devralan üçüncü kişi konumundaki pay sahibi) karşı ileri sürülememekte; yukarıda ele aldığımız esas sözleşme gibi ticaret şirketi anayasası niteliği taşımamaktadır.

2. NORMLAR HİYERARŞİSİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRME

2.1. Esas Sözleşmenin Normatif Üstünlüğü

TTK 1, 2 ve 126 numaralı maddelerine göre ticaret şirketlerine uygulanacak hükümler basamağı şöyle oluşturabilmektedir;2

  1. Türk hukuk düzenlemelerinde yer alan emredici hükümler
  2. Emredici hükümlere aykırı olmamak üzere düzenlenmiş şirket esas sözleşmesi
  3. TTK'da yer alan tüzel ticaret şirketlerine ilişkin genel hükümler
  4. TBK'da yer alan adi ortaklık düzenlemeleri
  5. Diğer ticari hükümler, ticari örf ve âdet kuralları
  6. Genel hükümler

Normlar hiyerarşisi çerçevesinde emredici hükümlerle birlikte uygulanacak olan esas sözleşmenin önemi göze çarpmaktadır.

2.2. Hissedarlar Sözleşmesi ile Esas Sözleşme Arasındaki Çatışma Durumunda Öncelik

Hissedarlar sözleşmesi ile ortaklığın esas sözleşmesi arasında bir çatışma olduğunda şirketler hukuku bakımından uygulanacak olan esas sözleşme düzenlemeleri olacaktır. Örnek olarak pay devrine ilişkin bir kısıtlama hissedarlar sözleşmesinde yer alıyor olmasına rağmen ortaklığın esas sözleşmesinde yer almıyorsa üçüncü kişilere karşı bu kısıtlama ileri sürülemeyecektir. Yargıtayın bir kararında, hissedarlar sözleşmesinin şirket tüzel kişiliğini bağlamadığını, ticaret şirketi organı olan genel kurulda alınan kararların geçerliliği bakımından ortaklar arasındaki harici sözleşmenin değil, ortaklık esas sözleşmesinin esas alınması gerektiğini açık olarak belirtmiştir.3 Benzer şekilde, başka bir kararda, taraflar arasındaki "Hisse Alım - Satım Sözleşmesi" ve "İş birliği Çerçeve Anlaşması" ile öngörülen imtiyazlar TTK md. 478'e göre esas sözleşmede düzenlenmediği için geçersiz kabul edilmiştir.4 Benzer yönde başkaca kararlarda da hissedarlar sözleşmesi ile esas sözleşmesi arasında çelişki bulunduğunda şirket esas sözleşmesi öncelikli kabul edilmiştir.5 Bu durum, yukarıda andığımız normal hiyerarşisi düzenlemeleri gereğinden ve ticaret şirketi tüzel kişiliğinin korunması ilkesinden kaynaklanmaktadır. Hissedarlar sözleşmesi, yalnızca taraflar arasında bağlayıcı olup, genel kurul kararlarını etkileyebilmesi için esas sözleşmede de hissedarlar sözleşmesine paralel düzenlemelerin yer alması bir gereklilik olarak karşımıza çıkmaktadır.

2.3. Şirket Tüzel Kişiliğinin Hissedarlar Sözleşmesine Taraf Olması ve Organların Kararları Üzerindeki Etkisi

Hissedarlar sözleşmesine ortaklığın taraf olmasında herhangi bir hukuki engel bulunmamaktadır. Uygulamada, ortakların ortaklığa karşı bir borç üstlenmesi (özellikle anonim ortaklıkta tek borç ilkesinin dışına çıkılması amacıyla), ortaklar arasındaki sözleşmenin ortaklık tarafından da tanınması, ortaklık organlarının yetki alanına giren durumlarda kararların etkilenmesi, ortakların kendi aralarındaki uyuşmazlıklarda yaptırım mekanizması geliştirilebilmesi (örnek olarak pay devir kısıtlamalarına aykırılık halinde devrin pay defterine işlenmesinin engellenebilmesi) gibi çeşitli amaçlarla ortaklık da hissedarlar sözleşmesine taraf olabilmektedir. Bu taraf olma halinin ortaklığın organlarına etkisi ise tartışmalıdır. Normlar hiyerarşisi kuralları gereği, ortaklığın genel kuruldaki karar alma usulünü etkileyen konularda bu taraf olma hali hukuki etki doğurmayacak yalnızca taraf olan ortaklık sözleşme düzenlemeleri çerçevesinde taahhütleri bakımından taahhütte bulunduğu kişilere karşı sorumlu olacaktır. Bununla birlikte yönetim kurulunun yetki alanına giren konularda şirket tüzel kişiliğinin hissedarlar sözleşmesine taraf olması mümkündür.6 Şirket tüzel kişiliği, hissedarlar sözleşmesindeki taahhütlerini yerine getirirken normlar hiyerarşisi ile bağlı olacaktır, bu çerçevede ancak esas sözleşmede geçerli olarak yani TTK'ya uygun şekilde kararlaştırılacak bağlam hükümleri ile hissedarlar sözleşmesinin organ kararlarına etkisi mümkün olacaktır.7

3. UYGULAMADA ORTAYA ÇIKAN SORUNLAR

Hissedarlar sözleşmelerinin uygulamasında ortaya çıkan başlıca sorunlar, bu sözleşmelerin ortaklığın iç işleyişi ve üçüncü kişilerle ilişkiler bakımından her zaman bağlayıcı olmamasından kaynaklanmaktadır. Özellikle oy hakkına ilişkin düzenlemelerde, pay sahiplerinin belirli yönde oy kullanacağı veya belirli kişilerin yönetim kuruluna seçileceği yönündeki anlaşmalar, esas sözleşmede karşılık bulmadığı sürece ortaklık organlarını bağlamamakta; genel kurulun aksi yöndeki kararlarının geçerliliği etkilenmemektedir. Yine hissedarlar sözleşmesine uygun olarak karar alınması ancak esas sözleşmede bu yönde bir düzenleme bulunmaması alınan kararın; iptali, geçersizliği ve butlanı sonucunu doğurabilmektedir.8 Benzer şekilde, hissedarlar sözleşmelerinde sıklıkla yer verilen ön alım, birlikte satış (tag-along) ve zorunlu satış (drag-along) hakları TTK uyarınca esas sözleşmede düzenlenmesi mümkün olmayan opsiyon niteliğinde hükümler olduğundan, yalnızca taraflar arasında hüküm doğurmakta; esas sözleşmeye yansıtılamadıkları için de üçüncü kişilere karşı ileri sürülememektedir. Bu tür kısıtlamalar ortaklıklar hukuku sistematiğinde mutlak etki doğurmaması nedeniyle yatırımcılar açısından hukuki belirsizlik yaratabilmekte ve çoğu uyuşmazlık bu nedenle ortaya çıkabilmektedir. Yönetim kurulunun yapısının belirlenmesine ilişkin anlaşmalarda da benzer bir sorun gözlemlenmekte; belirli pay gruplarına üye atama hakkı tanınması veya yalnızca belirli kişilerin yönetim kuruluna seçilebilmesine ilişkin hükümler, esas sözleşmede düzenlenmediği sürece şirket organları bakımından bağlayıcı olmamaktadır.

4. ÇÖZÜM ÖNERİLERİ VE UYGULAMADAKİ EĞİLİMLER

4.1. Esas Sözleşme ile Uyumlu Tasarım

Hissedarlar sözleşmesi düzenlemeleri, esas sözleşmeye yansıtıldığında şirketler hukuku anlamında geçerli olabilmesi ve bu sayede üçüncü kişilere (örneğin şirkette pay sahibi olacak müstakbel ortaklara) ileri sürülebilmesi için TTK m. 480 kapsamında düzenlenmiş olan tek borç ilkesi ve TTK m. 340 kapsamında düzenlenmiş olan "emredici hükümler" ilkesi başta göz önüne alınmak üzere TTK ile uyumlu olması gerekmektedir. Bu çerçeveden bakıldığında, ilgili esas sözleşme hükmünün ortaklık düzenine etkili bir unsur haline gelebilmesi ve üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir bir sonuç doğurması da belirtilen sınırlar kapsamında değerlendirilecektir. Bu çerçevede, hissedarlar sözleşmesinin mümkün olduğu ölçüde esas sözleşme ile uyumlu tasarlanması, esas sözleşmeler kaleme alınırken TTK'nın emredici olmayan düzenlemelerinin gözden geçirilmesi ile taraf iradelerine mümkün olduğu ölçüde uygun bir yapı tasarlanması; uyumsuz olan noktaların tespiti ve bu tespit çerçevesinde sözleşme tarafı olan ortakların hizalanması önem arz edecektir.

Hissedarlar sözleşmelerinin şirket tüzel kişiliği ve üçüncü kişiler bakımından sınırlı bağlayıcılığı dikkate alındığında, bu sözleşmelerde yer alan bazı düzenlemelerin TTK'nın izin verdiği ölçüde ana sözleşmeye yansıtılmasının uygulamada daha güçlü ve öngörülebilir bir yapı oluşturabileceği değerlendirilmektedir. Bu çerçevede pay sahipleri arasındaki dengeyi koruyabilecek ve ticaret şirketinin yönetiminin işleyişine ilişkin belirli hususları kurumsallaştırabilecek çeşitli mekanizmaların ana sözleşme üzerinden kurgulanması mümkündür. Örneğin, TTK m. 478 vd. uyarınca esas sözleşmede öngörülmek kaydıyla oy hakkı, kâr payı veya tasfiye payı gibi alanlarda imtiyaz tanınabilmesi, hissedarlar sözleşmesinde taraflar arasında kararlaştırılmış bazı hakların imtiyaz niteliği tanınması yoluyla dolaylı biçimde iç düzenlemeye aktarılmasına imkân sağlayabilir. Benzer şekilde esas sözleşmenin nisaplara dair düzenlemelerinde belirli pay grupların olumlu oyunun aranması sermaye değişiklikleri, önemli varlık işlemleri, stratejik yatırım kararları veya yönetim kurulu kompozisyonuna ilişkin değişiklikler gibi konularda hissedarlar sözleşmesinde öngörülen mutabakatın ana sözleşmeye yansıtılarak kurumsal bir güvenceye kavuşturulmasına hizmet edebilir. Ayrıca, TTK m. 360 çerçevesinde belirli pay gruplarına yönetim kurulu üyeliği için aday gösterme yetkisi tanınması yoluyla, hissedarlar sözleşmesinde üzerinde uzlaşılmış yönetim kurulu yapılanmasının şirket tüzel kişiliğinin iç düzenine uyarlanması mümkün olabilmektedir. Bu tür düzenlemelerin, şirket tüzel kişiliğinin hissedarlar sözleşmesine taraf olduğu durumlarda yönetim kurulunun dolaylı biçimde sözleşmedeki dengelerle uyumlu şekilde oluşmasını destekleyebileceği; böylece sözleşmesel mutabakatın kurumsal yapıya daha sistematik şekilde entegre edilmesine katkı sağlayabileceği değerlendirilebilir.

4.2. Hissedarlar Sözleşmesinde Uygun Yaptırım Mekanizmaları Oluşturulması

Esas sözleşmeye emredici TTK düzenlemelerine aykırı bir düzenleme eklenemiyor olması nedeniyle, hissedarlar sözleşmesi ile esas sözleşme arasında tam bir paralellik sağlanması her zaman mümkün olmamaktadır. Bu nedenle, hazırlanacak hissedarlar sözleşmesinde uygun yaptırım mekanizmalarının oluşturulması önem taşımaktadır. İhlal durumunda uygulanabilecek yaptırımlar yalnızca hissedarlar sözleşmesine taraf olan ortakları bağlıyor olsa da uygulamada genellikle bu ortakların organ üyeliği de bulunuyor olması nedeniyle (kusurun atfedilebilmesi, organlardaki güç ve yetkiyi kullanma borcu) etki gücü artmaktadır. Özellikle uygun cezai şart düzenlemelerinin sözleşmede yer alması, aynen ifa talebinde bulunabilecek alanların tespiti ile bu tespite uygun olarak aynen ifa mekanizmalarının kurgulanması, yine zararın ispatı şartı yer değiştirilerek oluşturularak tazminat düzenlemeleri önemli yaptırım mekanizmaları olarak karşımıza çıkmaktadır.

4.3. Tahkim ve Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Yollarının Tercihi

Hissedarlar sözleşmesinde yer alan düzenlemelerin özel uzmanlık birikimi gerektiriyor olması ve tahkim yargılamasında uzman hakemlerin ve hızın ön plana çıkması alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak tahkim uygulamasını yaygınlaştırmıştır. Tahkim bu yetki anlaşmalarında kararlaştırılabilecek mekanizmalardan birisi olup kararlaştırılabilmesinin ön şartı olası uyuşmazlık konusunun tahkime elverişli olmasıdır. Tahkime elverişlilik, uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözülebilecek nitelikte olmasını ifade eder ve bu yönüyle tahkim anlaşmasının geçerliliğine ilişkin esaslı bir koşuldur.9 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu md. 408 taşınmaz mallar üzerindeki ayni haklardan veya iki tarafın iradelerine tabi olmayan işlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların tahkime elverişli olmadığını belirtmektedir. Hissedarlar sözleşmesine yetki düzenlemesi eklerken, sözleşmede yer alan düzenlemelerin tahkime elverişlilik şartını sağlayıp sağlamadığı değerlendirilmeli10, mekanizma bu çerçevede kurgulanmalıdır. Bu kurgu çerçevesinde eklenen tahkim şartı uyuşmazlıkların hızlı ve etkili çözümlenmesinde önemli bir rol oynayacaktır.

5. SONUÇ

Hissedarlar sözleşmeleri, modern ortaklık yapılarında esneklik sağlayan önemli araçlardır. Ancak esas sözleşme ile çatıştıkları noktada normlar hiyerarşisi gereği geri planda kalırlar. Bu nedenle yatırımcılar ve ticaret şirketi ortakları açısından en sağlıklı yaklaşım iki belgenin mümkün olduğu ölçüde uyumlu oluşturulması, esas sözleşmenin kritik hükümlerle güçlendirilmesi ve sözleşme ihlallerine ilişkin net yaptırım mekanizmaları öngörülmesidir.

Footnotes

1. Okutan Nilsson, Anonim Ortaklıkta Hissedarlar Sözleşmesi sayfa (s.) 157

2. Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, Ortaklıklar Hukuku 1, s. 15 (15.Baskı)

3. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2016/1275 K. 2016/8000 T. 11.10.2016

4. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2019/3178 K. 2020/3373 T. 01.07.2020

5. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2017/4658 K. 2019/1463 T. 25.02.2019, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/4839 K. 2024/6413 T. 16.09.2024, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/1083 K. 2024/4577 T. 03.06.2024, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 17.06.2020 tarih, 2019/4971 E., 2020/2971 K., 11.10.2016 tarih, 2016/1275 E., 2016/8000 K. sayılı ilamları

6. Okutan Nilsson, Anonim Ortaklıkta Hissedarlar Sözleşmesi s. 312-315

7. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/1084 K. 2024/4695 T. 05.06.2024

8. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2015/2094 K. 2015/3465 T. 13.03.2015, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2015/10287 K. 2016/3834 T. 07.04.2016

9. Ziya Akıncı, Milletlerarası Tahkim, İstanbul 2016, s. 267 vd.; Ercüment Erdem, "Tahkim Anlaşması", Prof. Dr. Hamdi Yasaman'a Armağan, İstanbul 2017, s. 255.

10. Yüksel, Sinan H. "Pay Sahipleri Sözleşmelerinden Kaynaklanan Uyuşmazlıkların Çözümünde Tahkim." Şirketler Hukuku Uyuşmazlıkları ve Tahkim, 2018, s. 150-153

The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.

Mondaq uses cookies on this website. By using our website you agree to our use of cookies as set out in our Privacy Policy.

Learn More