ARTICLE
12 February 2026

Aile Şirketlerinde Pay Devri Ve Miras Yoluyla Ortaklığa Katılmadan Doğan Uyuşmazlıklar

E
Egemenoglu

Contributor

Egemenoglu is one of the largest full-service law firms in Turkey, advising market-leading clients since 1968. Egemenoğlu who is proud to hold many national and international clients from different sectors, is appreciated by both his clients and the Turkish legal market with his fast, practical, rigorous and solution-oriented work in a wide range of fields of expertise. Egemenoğlu has been considered worthy of various rankings by the world’s most leading and esteemed rating institutions and legal guides. We have been ranked as Recognized in “Project and Finance” and “Mergers and Acquisitions” areas by IFLR 1000. We also take place among the top- tier law firms of Turkey at the rankings of Legal 500, at which world’s best law firms are regarded, in “Employment Law” and “Real Estate / Construction” areas. Also our firm is regarded as significant by Chambers& Partners in “Employment Law” area as well.
Dünya ekonomilerinde faaliyet gösteren işletmelerin büyük çoğunluğunu aile şirketleri oluşturmakta; birçok ülkede gayri safi milli hasılanın önemli bir kısmı bu şirketler tarafından yaratılmaktadır.
Turkey Corporate/Commercial Law
Egemenoglu are most popular:
  • within Transport topic(s)

I. GİRİŞ

Dünya ekonomilerinde faaliyet gösteren işletmelerin büyük çoğunluğunu aile şirketleri oluşturmakta; birçok ülkede gayri safi milli hasılanın önemli bir kısmı bu şirketler tarafından yaratılmaktadır. Türkiye açısından da durum farklı değildir. Aile İşletmeleri Derneği'nin verilerine göre, ülkemizdeki işletmelerin yaklaşık %95'i aile şirketi niteliğindedir. Dolayısıyla bu şirketlerin sürdürülebilirliği yalnızca ekonomik faktörlere değil, aynı zamanda hukuki çerçevenin nasıl uygulandığına da bağlıdır.

Aile şirketlerinde pay devri ve mirasa bağlı geçişler, işletmenin devamlılığını belirleyen temel unsurlar arasında yer alır. Miras yoluyla ortaklığa girilmesi, aile bağları ile şirket yapısı arasındaki hassas dengeyi kolaylıkla bozabilmekte ve önemli hukuki sorunları beraberinde getirebilmektedir. Bu çalışmada, miras ve pay devrinden kaynaklanan uyuşmazlıklar anonim şirketler ve borsaya kote edilmemiş nama yazılı paylar bakımından 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ("TTK") çerçevesinde ele alınacak ve çözüm önerileri sunulacaktır.

II. Miras Yoluyla Ortaklığa Katılmadan Doğan Uyuşmazlıklar

1. Mirasçıların Ortaklığa Katılma Hakkı

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun ("TMK") "külli halefiyet" ilkesi uyarınca, kural olarak murisin vefatıyla birlikte, anonim şirketteki esas sermaye payı, tüm hak ve borçlarıyla birlikte, herhangi bir işleme gerek kalmaksızın otomatik olarak mirasçılara geçmektedir. Murisin bir anonim şirkette yer alan payının mirasçılara geçişinde ise durum farklılaşmaktadır. Zira, anonim şirketlerde kural olarak nama yazılı paylar serbestçe devredilir. Ancak nama yazılı paylar bakımından ana sözleşmede bağlam adı verilen ve payların devrini sınırlandıran veya onaya bağlayan hükümlere yer verilebilmektedir. Ancak bağlam hükümleri bazı hallerde etkisizleşmektedir. Öyle ki, bu haller payların miras, mirasın paylaşımı, eşler arasındaki mal rejimi hükümleri veya cebri icra yoluyla kazanılmasıdır. Dolayısıyla miras, diğer bir deyişle bir ortağın ölümü TTK madde 493/4 gereği esas sözleşmede öngörülen bağlamın etkisini yitirdiği hallerden biridir. Bu hususa aşağıda ayrıca yer verilecektir.

2.2. Miras Payının Elbirliğiyle Mülkiyet Halinde Kalması

Ortaklık haklarının mirasçılara miras hukuku hükümleri çerçevesinde geçişi ile şirketler hukuku hükümleri çerçevesinde geçişi arasında önemli bir ayrım bulunmaktadır. Miras hukuku hükümlerince miras taksim edilmediği sürece tereke içerisinde yer alan ortaklık haklarının, mirasçılara payları oranında geçebilmesi mümkün değildir.1 Zira miras hukuku hükümleri çerçevesinde mirasçılar tereke üzerinde elbirliği şeklinde mülkiyet hakkına sahiptir. Elbirliği mülkiyeti de tek kişinin mülkiyetinden ve paylı mülkiyetten farklı olarak fiili veya fikri bir bölünmeye elverişli değildir2 Buna karşılık şirketler hukuku hükümleri çerçevesinde tereke içerisinde yer alan ortaklık hakları miras payları oranında kendiliğinden mirasçılara geçmektedir. Bu kapsamda mirasçılar, ortaklık payının kendilerine isabet eden kısmında doğrudan mülkiyet hakkını kazanmaktadır.

Payın sahibine sağladığı haklar malvarlıksal haklar ve yönetimsel haklar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Anonim şirketler hukukunda malvarlıksal ve yönetimsel hakların mirasçılar tarafından kullanılması konusunda bir ayrım yapılmıştır. TTK madde 494/2'ye göre ortağın ölümü halinde paya bağlı olan malvarlıksal haklar payın mülkiyet hakkıyla birlikte kendiliğinden mirasçılara geçer. Buna karşılık yönetimsel hakların mirasçılara geçebilmesi için şirketin onayı gerekmektedir. Şirket onayının ardından, mirasçıların genel kurula katılma ve oy hakkına sahip olmalarının sonucu olarak söz konusu kişilerin genel kurulda yapılacak oylamalarda karar nisabında hesaba katılmaları gerekir. Aksi halde mirasçıların olumlu oyu olmaksızın karar nisabının sağlanamayacağı durumlarda genel kurulda alınan kararlar yok hükmünde olacaktır. Bunun dışında yapılacak olan genel kurul toplantılarına mirasçıların da çağrılmaları gerekir.

Miras payının elbirliğiyle mülkiyet halinde kalmasının bir sonucu olarak, anonim şirketlerde birden fazla mirasçının söz konusu olduğu durumlarda ortaklık haklarının kullanılabilmesi için bir temsilci belirlenmesi zorunludur (TTK m. 432/1). Bir başka ifadeyle söz konusu durumda miras ortaklığı devam ettiği sürece mirasçıların bağımsız payları ve pay üzerinde bağımsız tasarruf hakkı söz konusu olmaz (TMK m. 640, 702/1).3 Bu durum, paylaşım yapılıncaya kadar mirasçıların bağımsız paylarının ve kendi başına tasarruf imkanlarının bulunmadığı anlamına gelir.4 Bu durumda elbirliği şeklindeki mülkiyet hakkı, mirasçılık paylarının tamamının mirasçılardan birine veya üçüncü bir kişiye devredilmesi halinde sona erer.

3. Mirasçıların Ortaklığa Girmesinin Şirketin Devamlılığına Etkisi

Mirasçıların şirkete ortak olarak dahil olması, aile şirketlerinde hem fırsatlar hem de ciddi riskler barındırmaktadır. Miras sürecinin sağlıklı yönetilememesi, ortaklar arasındaki güven ilişkisini zayıflatabilir ve şirket içi karar alma mekanizmalarını sekteye uğratabilir. Özellikle farklı kuşaklara mensup mirasçıların şirket işleyişine dair farklı beklentileri olması, işletmenin uzun vadeli hedeflerinde uyumsuzluklara neden olabilmektedir.

Mirasçılar arasındaki görüş ayrılıkları çoğu zaman yönetimsel tıkanmalara yol açar. Karar mekanizmalarının işlemez hale gelmesi, yönetim yetkilerinin belirsizleşmesi ve pay sahiplerinin karşı karşıya gelmesi şirketin operasyonel etkinliğini azaltır. Bu durum özellikle rekabetçi sektörlerde şirketin pazar payını, finansal istikrarını ve büyüme kapasitesini doğrudan tehdit etmektedir5.

Sonuç olarak, mirasçıların ortaklığa girmesi, eğer önceden net kurallar, pay devri politikaları ve kurumsal yönetim mekanizmaları oluşturulmamışsa; şirketin sürekliliğini tehdit eden önemli bir kırılganlık noktası haline gelebilir. Bu nedenle aile anayasası, hissedar sözleşmeleri, profesyonel yönetim modeli ve miras planlaması gibi unsurlar, aile şirketlerinin uzun ömürlü olmasında kritik rol oynamaktadır.

III. Payın Aile Dışına Çıkmasının Önlenmesi

1. Pay Devri Kısıtlamaları ve Alım Hakkı

Nama yazılı payların ya da nama yazılı pay senetlerinin devrini sınırlandıran sebep "bağlam" olarak adlandırılmaktadır. Kanuni veya sözleşmesel olması mümkün olan bağlam, bir taraftan sermaye taahhütlerinin ifasını güvence altına almayı amaçlarken (kanuni bağlam), diğer taraftan da yabancılaşmayı önlemeye (esas sözleşmesel bağlam) yardımcı olmaktadır. Pay devri kısıtlaması ana sözleşmede bağlam hükmü bulunup bulunmamasına göre ayrı ayrı incelenmesi gereken bir meseledir. Ana sözleşmede bağlam hükmü öngörülmemişse; payını devreden ortağın payı devralana doğrudan geçmektedir. Meğerki devreden ortağın payının bedeli tamamen ödenmemiş nama yazılı bir pay olsun. Bu paylar ancak şirketin onayı ile devrolunabilir (TTK m. 491)6. Onay istemi hakkında karar vermeye hangi organın yetkili olduğuyla ilgili hükümde bir açıklık bulunmasa da TTK madde 374 uyarınca bu konuda yönetim kurulu yetkilidir. Diğer yandan, esas sözleşme ile bu konuda genel kurul yetkili kılınabilecektir. Hatta aile ortaklıklarında bu konuda genel kurulun yetkilendirilmesinin daha isabetli olabileceği doktrinde değerlendirilmektedir7. Unutulmamalıdır ki TTK madde 491/2 gereği şirket ancak devralanın ödeme yeterliliği şüpheli ise ve şirketçe istenen teminat verilmemişse onay vermeyi reddedebilecektir8. Yalnızca pay bedellerinin ödenmemiş olması, şirkete payın devrini engelleme imkânı tanımamaktadır. Zira devralanın ödeme gücünün bulunması ve iyiniyetli olması halinde, devir işlemine şirket tarafından onay verilmesi gerekmektedir. Aksi halin kabulü TTK madde 491/1 gerekçesinde de yer verildiği üzere, kanuna ve dürüstlük ilkesine aykırılık teşkil edecektir.

Ana sözleşmede bağlam hükmü öngörülmüşse; TTK, ana sözleşmede öngörülen bağlam hükümlerine ilişkin olarak borsaya kote edilmiş paylar ile borsaya kote edilmemiş paylar bakımından farklı düzenlemeler öngörmüştür. Borsaya kote edilmemiş nama yazılı payların devrinde şirket, esas sözleşmede yer alan bağlam hükümlerine dayanarak devre onay vermeyi reddedebilir. TTK madde 493/1, şirketin esas sözleşmede öngörülen önemli bir sebebi ileri sürerek devri reddedebileceğini düzenlemektedir. Önemli sebebe örnek olarak madde 493/2 ile pay sahipliği çevresine ilişkin ve şirketin işletme konusu veya ekonomik bağımsızlığıyla ilgili hükümler gösterilmiştir. Örneğin, işletme konusu bazı mesleki yeterlilikler olmaksızın gerçekleştirilemeyecekse bu yeterliliğe sahip olmayan kişilere payın devrini engellemeye yönelik sebep önemli sebeptir9. Esas sözleşmede önemli sebeplerin somut bir şekilde ve açıkça gösterilmesi pay sahiplerine paylarını devredebileceği kişilerin özellikleri hakkında öngörülebilirlik sağlayarak ortaklığın madde 491'de düzenlenen yola başvurmasının haklı dayanağını oluşturmaktadır10. Bununla birlikte, kaçış klozu, ret sebepleri bakımından esas sözleşme ile aleniyetin sağlanmadığı durumlarda devreye giren alternatif bir yoldur. Esas sözleşmede pay devrinin ortaklığın onayına tabi olduğu belirtilmiş ve fakat önemli sebepler gösterilmemişse ya da esas sözleşmede yer alan önemli sebepler somut olaya uymuyorsa ortaklık kaçış klozuna başvurabilmektedir. Anonim şirketin ihtiyaçlarına uygun önemli sebebi kararlaştıramaması, önemli sebep düzenlenirken aile şirketlerinde yabancılaşmaya sebep olabilecek bazı hâllerin gözden kaçırılması veya payı devralan kişinin, pay sahibi olmasının o günün şartlarında anonim şirket açısından sakıncalı olması bu duruma örnek olarak verilebilecektir. Kanun koyucu da bu sakıncaları gözeterek, özellikle pay sahiplerinin kişiliklerinin önemli olduğu anonim şirketlerde, yabancılaşmayı önlemek için kaçış klozunu düzenlemiştir.

Bunun dışında şirket tarafından, devredene, payların başvuru anındaki gerçek değeri ile kendisi, diğer pay sahipleri veya üçüncü kişiler adına alma önerilerek devir reddedilebilir. Bu düzenlemeye öğretide kaçış klozu da denmektedir11. Bunun yapılabilmesi için esas sözleşmenin payın devrini şirket onayına bağlamış olması gerekmektedir. Kanun koyucu ayrıca bağlam hükümlerinin dolanılmasını önlemek için, şirketin devralanın payları kendi adına ve hesabına aldığını beyan etmemesi hâlinde kaydı reddedebilmesine olanak tanımaktadır. Ancak madde 493/4 gereği miras, mal rejimi, miras paylaşımı veya cebrî icra yoluyla edinilen paylarda şirket, yalnızca gerçek değer üzerinden satın alma önerisi yaparak devri reddedebilir. Miras yoluyla geçen paylarda malvarlığı hakları mirasçıya hemen geçerken, oy ve katılma hakları TTK madde 494/2 gereği şirket onayına bağlıdır. Şirket üç ay içinde devri reddetmezse veya reddi haklı değilse, onay verilmiş sayılmaktadır (TTK madde 494/3).

Görüleceği üzere tüm bu düzenlemelerdeki ortak olan, payın miras, mirasın paylaşımı, eşler arasındaki mal rejimi hükümleri veya cebri icra yoluyla iktisap edilmesinin sınırlamalardan istisna kabul edilmesidir. Bu durumda, borsaya kote edilmemiş şirketlerde pay devri kısıtlamasının tek bir yolu vardır: şirketin alım hakkı. Zira, bir ortağın mirasçısı da olsa diğer ortaklara yabancı olan kişilerin miras hukuku hükümleri çerçevesinde kendiliğinden ortaklık sıfatını kazanmaları şirketlerde diğer ortaklar açısından bazı olumsuz sonuçların ortaya çıkmasına sebep olabilecektir. Bu sebeple payın miras yoluyla geçişinde bir taraftan mirasçıların miras hukuku çerçevesinde hakları korunurken diğer taraftan da şirketin ve diğer ortakların menfaatlerinin korunması gerekmektedir.

Anonim şirketlerde alım hakkının kullanılması konusunda ortakların genel kurulda sahip oldukları oy sayısı herhangi bir öneme sahip değildir. Örneğin üç kişiden oluşan bir yönetim kurulunda şirketin %80 oranında payına sahip olan bir yönetim kurulu üyesinin ölümü halinde, geride kalan iki yönetim kurulu üyesinin alım hakkının kullanılmasına ilişkin yönetim kurulu kararı alarak, toplamda şirket paylarının %80'ine sahip olan mirasçılara payların geçişini onaylamayı reddedebilmeleri mümkündür.

2. Şirket İçi Çatışmalar

Pay devrinin aile dışına yapılması, özellikle çoğunluk paya sahip aile üyeleri tarafından şirketin kontrolünün zayıflaması tehlikesi olarak görülür. Bu nedenle çoğunluk, ana sözleşmede yer alan yetkileri kullanarak aile dışı devirlere karşı daha katı bir tutum sergileyebilir. Bu tutum zaman zaman meşru bir mülkiyet koruma çabası iken, bazı durumlarda azınlık ortakların tasarruf haklarını gereksiz şekilde kısıtlayan bir baskı aracına dönüşebilir. Böyle durumlarda şirket içi ilişkiler gerilir ve uzun vadede şirketin kurumsal yapısı zarar görebilir.

Diğer taraftan azınlık ortaklar, paylarını üçüncü kişilere devretmek istediklerinde çoğunluğun onay mekanizmasını bir engelleme aracı olarak kullanmasıyla karşılaşabilir. Bu durum, azınlık pay sahiplerinin ekonomik özgürlüklerini kısıtlar ve payın gerçek değerinde elden çıkarılmasını zorlaştırır. Bu denge sorunları, şirket içinde güven kaybına ve ortaklar arasında kronik bir çatışma ortamına yol açabilecek niteliktedir.

3. Hukuki ve Fiili Sonuçlar

Pay devrinin geçerliliği hem şekli hem de maddi koşulların sağlanmasına bağlıdır. Ana sözleşmede öngörülen onay mekanizmalarının işletilmemesi veya devrin yasaklanan bir kişiye yapılması halinde, işlem geçersiz veya hükümsüz hale gelebilir. Özellikle aile şirketlerinde bu tür düzenlemeler, pay devrinin kontrol altında tutulmasını sağlar ancak aynı zamanda devrin hukuken sürekli tartışmalı hale gelmesine yol açabilir. Bu nedenle şirketler, pay devri hükümlerini açık, ölçülü ve uygulanabilir bir şekilde formüle etmelidir.

TTK madde 491/1'e göre, miras yolu ile intikal halinde anonim şirketin onayına ihtiyaç olmadan payın mülkiyeti mirasçılara geçmesine rağmen TTK madde 499/4'e göre, şirket ile ilişkilerde sadece pay defterinde kayıtlı kişi pay sahibi olarak kabul edilmektedir. Her ne kadar payın mülkiyeti ve paydan kaynaklanan haklar ölüm ile birlikte kendiliğinden kanun gereği mirasçılara intikal etmiş olsa da bu hakların kullanılabilmesi, şirkete karşı mirasçının pay sahibi olduğunu ileri sürebilmesi için, pay defterine kaydedilmiş olması gerekir. Pay defterine kayıt ise, mirasçının bu talep ile şirkete müracaatı üzerine yapılmaktadır.Bu müracaat, onay müracaatı olmamakla birlikte hakların fiilen kullanılabilmesi için gerekli şekil şartının gerçekleşmesi için yapılan bir girişimdir. Ancak bu durum, şirketin muhakkak pay defterine kaydı gerçekleştireceği anlamına da gelmemektedir. Her ne kadar onaya tabi olmasa da pay defterine kayıt talebi şirket tarafından yerine getirilmediğinde, mirasçının gidebileceği tek yol dava açmak ve pay defterine kaydı mahkemeden talep etmektir. Her ne kadar pay defterine kayıt istemiyle dava açılabileceği kabul edilse de yargılamanın uzun sürmesi, bu süreçte mirasçının şirkette alınacak kararlara katılamaması, kararlar alındıktan sonra mirasçı kaydedildiğinde bu kararlara ilişkin açılacak davalar ve ortaya çıkabilecek uyuşmazlıklar dikkate alındığında, bu çözümün ticari hayatın ihtiyaçlarıyla örtüşmediği görülmektedir12.

Dava sürecinde geçen zaman içinde pay sahipliği haklarının kullanılamaması mirasçının mülkiyet hakkı bakımından önemli bir sorundur. Özellikle çoğunluk pay sahibinin, örneğin payların %90'ına sahip pay sahibinin vefatı durumunda, geri kalan %10'un genel kurul olarak toplanıp karar alması, şirketin yönetiminde ve geleceğinde tek söz sahibi olması kuvvetle muhtemeldir. Daha da vahimi, şirketin tek pay sahibi vefat ettiğinde, şirket yönetim kurulu mirasçıyı deftere kaydetmekten kaçınarak dava süresince şirkete hâkim olacaktır. Tek ortağın ölümü ile geride bıraktığı mirasçılar, açılacak davalar neticeleninceye kadar şirkette söz sahibi olamayacak, hiçbir kararın alınmasına katılamayacak, pay sahipliği haklarını şirketin yetkili kurulları önünde kullanamayacaktır.

IV. Sonuç

Bu çalışma, aile şirketlerinde pay devri ve miras yoluyla ortaklığa katılım süreçlerinin hem Türk Ticaret Kanunu'nun sistematiği hem de şirketlerin kurumsal sürdürülebilirliği bakımından ne denli kritik bir önem taşıdığını ortaya koymaktadır. TTK'nın borsaya kote olmayan ve kote olan şirketler için öngördüğü ayrım, özellikle nama yazılı payların devri, şirketin devri reddetme yetkisi ve mirasçının ortaklık sıfatına erişimi bakımından farklı hukuki sonuçlar doğurmaktadır. Buna karşın, kanuni düzenlemelerin bazı noktalarda uygulamaya yeterli açıklığı sağlamadığı; özellikle pay defterine kayıt, değer tespiti süreci ve mirasçının haklarını kullanmasındaki gecikmelerin şirket içi karar alma mekanizmalarında fiilî aksamalar yarattığı görülmektedir. Bu durum, miras yoluyla pay geçişinin yalnızca özel hukuk ilişkisini değil, şirketin kurumsal bütünlüğünü ve ekonomik işleyişini de etkileyen yapısal bir mesele olduğunu göstermektedir.

Bu çerçevede ulaşılan bulgular, kanuni düzenlemelerin tek başına aile şirketlerinde öngörülen korumayı sağlamaya yetmediğini; bu düzenlemelerin ancak tamamlayıcı nitelikteki içsel mekanizmalarla birlikte işlevsel hâle gelebildiğini ortaya koymaktadır. Aile anayasaları, hissedar sözleşmeleri, önceden belirlenmiş miras ve halefiyet politikaları ile kurumsal yönetim ilkelerinin bütünleşik bir model olarak uygulanması, hem mirasçıların haklarının şeffaf biçimde belirlenmesine hem de şirketin pay sahipliği yapısının ani değişimlere karşı korunmasına hizmet etmektedir. Dolayısıyla, aile şirketlerinde pay devri ve mirasın yönetimi, sadece hukuk tekniğine ilişkin bir sorun değil, aynı zamanda kurumsal strateji ve yönetişim tasarımı gerektiren çok katmanlı bir süreç olarak değerlendirilmelidir.

Bu bütüncül yaklaşım benimsenmediği takdirde, miras süreci şirket içinde çatışma riskini artırmakta; yargısal süreçlerin uzunluğu ise ekonomi ve yönetim biliminin öngördüğü kurumsal istikrar hedefiyle bağdaşmamaktadır. Sonuç olarak, aile şirketlerinde nesiller arası devamlılığın sağlanabilmesi, TTK'nın sunduğu hukuki altyapının, şirket içi düzenlemeler ve kurumsal yönetim politikalarıyla desteklenmesine bağlı görünmektedir.

Footnotes

1. ÇELİK A., Limited Şirketlerde Payın Miras Yoluyla Geçişinin Miras Hukuku ve Şirketler Hukuku Açısından Sonuçları, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Yıl 15, Sayı 59, Temmuz 2024, s.446.

2. SEROZAN R., ENGİN B. İ., Miras Hukuku, Seçkin Yayıncılık, 2022, 8. Baskı, s. 87.

3. Miras şirketinin devam ettiği sürece (miras taksim edilmeden) mirasçıların terekeye dahil olan mal ve haklar üzerinde bağımsız paylarının ve tasarruf haklarının bulunmadığı hususunda bknz. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2015/10804 K. 2018/10817 T. 30.05.2018 (De Jure 08.12.2025).

4. Yargıtay 23. Hukuk Dairesi, E. 2015/4707 K. 2015/4977 T. 26.06.2015.

5. KARAMAN ÇOŞGUN Ö., Anonim ve Limited Şirketlerde Pay Sahipliği Hakkının Miras Yoluyla İntikali, Özel Hukukun Güncel Sorunları ve Anayasa'nın Özel Hukuka Etkileri, On İki Levha Yayıncılık, Ekim 2022, s. 462.

6. TEKİNALP Ü., Anonim Ortaklıkta Yeni Bağlam Sisteminin Esasları –Pay Defteri Hukuku İle-, İstanbul 2012, s. 26.

7. CENKCİ E., Borsaya Kote Edilmemiş Nama Yazılı Payların Devrinde Kaçış Klozuna Başvuru Hakkının Kötüye Kullanılması, İstanbul Üniversitesi Yayınevi, İstanbul Hukuk Mecmuası, 79 (2), s. 383.

8. YAĞMUR S., Anonim Şirketlerde Eşit İşlem İlkesi, On İki Levha Yayıncılık, Ocak 2020, s. 91(Lexpera 23.11.2025).

9. CENKCİ E., Borsaya Kote Edilmemiş Nama Yazılı Payların Devrinde Kaçış Klozuna Başvuru Hakkının Kötüye Kullanılması, İstanbul Üniversitesi Yayınevi, İstanbul Hukuk Mecmuası, 79 (2), s. 384.

10. CENKCİ E., Borsaya Kote Edilmemiş Nama Yazılı Payların Devrinde Kaçış Klozuna Başvuru Hakkının Kötüye Kullanılması, İstanbul Üniversitesi Yayınevi, İstanbul Hukuk Mecmuası, 79 (2), s. 395.

11. YAĞMUR S., Anonim Şirketlerde Eşit İşlem İlkesi, On İki Levha Yayıncılık, Ocak 2020, s. 93 (Lexpera 23.11.2025).

12. KARAMAN ÇOŞGUN Ö., Anonim ve Limited Şirketlerde Pay Sahipliği Hakkının Miras Yoluyla İntikali, Özel Hukukun Güncel Sorunları ve Anayasa'nın Özel Hukuka Etkileri, On İki Levha Yayıncılık, Ekim 2022, s. 461.

The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.

Mondaq uses cookies on this website. By using our website you agree to our use of cookies as set out in our Privacy Policy.

Learn More