- within Transport topic(s)
MUNZAM (AŞKIN) ZARAR NEDİR?
Munzam (aşkın) zarar, para borcuna ilişkin borçlu temerrüdünün özel sonuçlarından biridir. Kavram olarak, "aşkın zarar" anlamına gelen munzam zarar, para borçlarında borçlu temerrüdü söz konusu olduğunda temerrüt faizi ile karşılanamayan ve temerrüt faizini aşan zararı ifade etmek için kullanılmaktadır.
Türk hukukunda munzam zararı içeren düzenleme, Türk Borçlar Kanunu'nun 122. Maddesinde yer almaktadır: "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.
Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder."
Bu hükümden de anlaşılacağı üzere; munzam zarardan söz edebilmek için bazı unsurların bir arada bulunması gerekir; nitekim, makalemizin başlığında yer alan AYM bireysel başvurusuna konu Yargıtay 3.Hukuk Dairesi'nin, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 46. Dairesi'nin kararını onadığı 12/03/2024 tarihli kararı ile de bu unsurlar açıklanmıştır1:
1-Borçlunun, para borcundan kaynaklı bir temerrüdü söz konusu olmalıdır. Bu hususta; aşkın zararın talep edilebilirliği için borcun kaynağının ne olduğu önem arz etmemekte olup; haksız fiil, sözleşme, kanun veya vekaletsiz iş görme kaynaklı ve temerrüt faizi yürütülebilir bir para borcunun varlığı yeterlidir. Ayrıca bu aşkın zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden ve asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtan kaynaklanan tazmin yükümlülüğüdür.
2-Borçlunun temerrüdü nedeniyle ortaya çıkan zararın, temerrüt faiziyle karşılanamayan bir zarar olması gerekmektedir. TBK m.122 kapsamına, kanuni temerrüt faizinin yer aldığı borç ilişkilerinin yanında akdi temerrüt faizi içeren borç ilişkileri de girmektedir.
3-Borçlu temerrüde düşmekte kusurlu olmalıdır, zira aşkın zarardan sorumluluğun temerrüt faizinden sorumluluktan farkı, kusur sorumluluğuna dayanan bir sorumluluk olmasıdır. Aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmesindeki kusurudur. Diğer koşulların da varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmekte kusurunun asıl olduğu (kusur karinesi), temerrüde düşmede borçlunun kusurlu olduğunu alacaklının ispat etmesi gerekmeyeceği ve aksine, borçlunun temerrüde düşmekte kusuru olmadığını ispat etmedikçe aşkın zararın tazmininden sorumluğu olduğu kabul edilmelidir.
4-Borçlunun temerrüdü ile alacaklının munzam zararı arasında uygun illiyet bağı bulunmalıdır. Alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın zarar arasındaki uygun illiyet bağını ispatla yükümlüdür.
Üzerine durulabilecek bir başka husus da; yukarıda açıkladığımız ikinci unsurlardan olan temerrüt faiziyle karşılanamayan zarara ilişkindir. Bu zararın ispatı için somut vakıa ve deliller mi ileri sürmek gereklidir (somut metod) yoksa "ülkedeki enflasyona bağlı olarak yaşanan paranın değer kaybı ve ekonomik dalgalanmalar sebebiyle alacağın zaman içinde değer kaybetmesi" olgusuna dayanılarak (soyut metod) somut şekilde nasıl bir zararın ortaya çıktığının ispat aranmaksızın da munzam zarar iddiasında bulunulması mümkün müdür? Bu hususta Yargıtay Daireleri arasında görüş ayrılıkları ortaya çıkmış olup, bazı kararlarda2 salt enflasyona, ülkedeki ekonomik olumsuzluklara ve paranın değer kaybetmesi olgusuna dayanılarak munzam zarardan söz etmenin mümkün olmadığı belirtilmişken birtakım diğer kararlarda3 da alacaklıya temerrüt faizini aşan zararın somut vakıalarla ispatlaması külfetini yüklemenin adil olmadığı dile getirilmiştir.
Hal böyleyken; alacaklılar, borçlunun temerrüdü sebebiyle ödenmeyen alacaklarına ilişkin temerrüt faizini aşan zararlarını munzam zarar davasına konusu ettikleri ve ilk derece mahkemelerinin verdikleri kararı bir üst mahkemelere taşıdıkları takdirde birbirinden farklı gerekçelerle farklı kararlarla karşı karşıya kalabilmekte ve bu durum da yargı kararlarının, hukuk devletinde tesis etmesi gereken "hukuki güvenilirlik ve belirlilik" ilkesini zedeleyebilecek nitelikte bir duruma sebebiyet vermektedir. Makalemize konu AYM pilot kararı da açıkladığımız bu nedenler ve aşağıda detaylıca yer vereceğimiz gerekçelerle, Türk hukukunda munzam zarara ilişkin daha etkin ve etkili bir kanuni düzenleme gerekliliğine binaen verilmiştir.
AYM 2024/41763 BAŞVURU NUMARALI BİREYSEL BAŞVURU NETİCESİNDE VERİLEN PİLOT KARARIN ÖZETİ
29/09/2025 Tarihli ve 3302 Sayılı Resmi Gazete' de yayımlanan, yukarıda başvuru numarası yazılı pilot karara4 konu olayda başvurucu, mülkiyet hakkı ile etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
Başvurucu, T. Bankası A.Ş. (Banka) aleyhine 9/11/2010 tarihinde Şişli 3. İcra Müdürlüğünde (İcra Müdürlüğü) 48.854 TL asıl alacak için icra takibi başlatmıştır. Yapılan itiraz üzerine takip durmuş ve başvurucu, davalı Bankanın itirazının iptali ve asıl alacağa ticari faiz işletilmesi talebiyle dava açmıştır. Bu davada, dava dışı B. Konut İnş. Taah. Tic. A.Ş.nin (Şirket) inşa etmeyi taahhüt ettiği konutu satın almak üzere Bankadan konut finansman kredisi kullandığını, Şirkete 20.000 TL ve Bankaya da 28.854 TL ödeme yaptığını, konutun teslim edilmeyeceğinin anlaşıldığını ve bu nedenle dava dışı Şirket ile Bankaya yaptığı tüm ödemeden Bankanın müteselsilen sorumlu olduğunu ileri sürmüştür. İstanbul 2. Tüketici Mahkemesi (2. Tüketici Mahkemesi) 30/1/2020 tarihinde, davanın kısmen kabulü ile davalının itirazının iptaline, takibin 48.854 TL asıl alacak ve asıl alacağa takip tarihinden borç tamamen ödeninceye kadar işleyecek yıllık %9 temerrüt faizi uygulanmak suretiyle devamına, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67. maddesi gereğince asıl alacak tutarının %20 oranında takdir edilen 9.770.80 TL icra inkâr tazminatının davalıdan alınarak başvurucuya verilmesine, fazlaya ilişkin 738 TL'lik talebin reddine karar vermiştir. Bu karar taraflarca temyiz edilmeyerek 1/7/2020 tarihinde kesinleşmiştir.
Anayasa Mahkemesi kararında da görülmektedir ki; Türk hukukunda munzam zarar davalarında mahkemelerin farklı gerekçelerle farklı kararlar vermesi, AİHM' e göre de kişilerin AİHS ile güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkı ve etkili başvuru hakkının devletin pozitif yükümlülüklerini yerine getirmemesi ve/veya eksik yerine getirmesi sebebiyle ihlaline yol açmaktadır. AYM, makalemize konu bireysel başvuruda kabul edilebilirlik yönünden yaptığı incelemede; Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiayı kabul edilebilir bulmuştur. Esas yönünden ise; "Borçluların yükümlü tutulacakları faizin enflasyon oranının önemli ölçüde altında kalması ve bu zararın başka bir hukuki yolla telafi edilmesinin mümkün olmaması hâlinde, borçların zamanında ödenmemesi olasılığı artacaktır. Bu durum, özel hukuk kişilerinin taraf olduğu uyuşmazlık ve dava sayılarında önemli bir artışa sebebiyet verecektir. Borçlular zamanında ödemedikleri borçlar nedeniyle enflasyonun altında faiz ödemesi yapacak, dolayısıyla borcu ödememekle kârlı çıkmış olacaktır (bazı farklılıklarla birlikte bkz. AYM, E.1997/34, K.1998/79, 15/12/1998). Anayasa'nın 35. ve 40. maddeleri, devlete özel hukuk kişileri arasındaki alacakların enflasyon karşısında uğrayacağı önemli ölçüdeki değer kayıplarını giderecek hukuki mekanizmaları oluşturma sorumluluğu yüklemektedir. Devlet, özel hukuk kişilerinin uyuşmazlıklarında tarafların menfaatleri arasındaki adil dengenin sağlanmasına yönelik tedbirleri almakla yükümlüdür. Enflasyon karşısında meydana gelen değer kaybının giderilmemesi, alacaklının alacağına gerçek değeriyle ulaşmasını engellemekte; borçlunun borcunu gerçek değerinin altında ödemesine yol açmaktadır. Böylece taraflar arasındaki adil denge alacaklı aleyhine bozulmakta ve alacaklıya ölçüsüz bir külfet yüklenmektedir. Adil dengenin kurulabilmesi için borçlunun borcunu gerçek değeriyle ödemesi gerekir, bu yükümlülüğün borçluya aşırı bir külfet yüklemeyeceği açıktır." Demiştir.
Anayasa Mahkemesi, öncelikle başvurucunun mülkü kapsamındaki kesinleşmiş alacağının önemli ölçüde değer kaybına uğratılmaksızın tahsil edebilmesini sağlayan etkili bir başvuru yolunun bulunup bulunmadığını incelemiştir. "6098 sayılı Kanun'un 122. maddeleri kapsamında munzam zarar davasının alacakların enflasyon karşısında uğradığı değer kaybının tazmin edilmesini güvence altına almadığı ve bu yöndeki içtihadın etkili bir hukuk yolunun bulunduğu yönünde gelişme göstermediği görülmüştür. Bu nedenle alacağın enflasyon nedeniyle uğradığı değer kaybının tazmin edilmesi açısından 818 sayılı mülga Kanun'un 105. ve 6098 sayılı Kanun'un 122. maddeleri kapsamında munzam zarar davasının da teorik düzeyde başarı şansı sunma kapasitesinin bulunmadığı değerlendirilmiştir. Sonuç olarak hukuk sisteminde başvurucunun alacağının enflasyon karşısında uğradığı değer kaybının tazmin edilmesini sağlayacak etkili bir hukuk yolunun bulunmadığı kanaatine varılmıştır. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir." Diyerek, başvurucunun mülkiyet ve etkili başvuru haklarının ihlal edildiğine kanaat getirdikten sonra, bu hususta Türk hukukunda yeni ve etkili bir giderim sağlayabilecek düzenlemeye duyulan ihtiyacı da vurgulayarak, pilot karar usulünün işletilmesine karar vermiştir. Nitekim:
AYM'nin pilot karar usulünün işletilmesi kararı ile birlikte; Yapısal sorunun çözümü için keyfîyetin Türkiye Büyük Millet Meclisine BİLDİRİLMESİNE, Kararın yayımlandığı tarihe kadar mülkiyet hakkının ihlali iddiasıyla yapılmış olan başvurular ile bu tarihten sonra kaydedilecek aynı konuda yapılan ve karardan sonra yapılacak başvuruların incelenmesinin kararın Resmî Gazete' de yayımlanmasından itibaren ALTI AY SÜREYLE ERTELENMESİNE karar verilmiştir.
Bu karardan sonra beklenen, keyfiyetin TBMM'ye bildirilmesi ve munzam zarar ilişkin yapılan makalemize konu başvuru dışındaki diğer başvuruların da kararın R.G' de yayım tarihi olan 29/09/2025 tarihinden itibaren altı ay süreyle ertelenmesi ile munzam zararın giderimine ilişkin Türk hukukunda alacaklıların mülkiyet haklarını hukuki güvenilirlik ve belirlilik ilkeleri çerçevesinde, etkili başvuru haklarını kullanarak arayabilecekleri bir yasal düzenleme yapılmasıdır.
KAYNAKÇA:
- Doç. Dr. Mehmet AKÇAAL – Güncel İçtihatlar Işığında Munzam Zarar / Dergipark
- AYM 'nin 2024/41763 Başvuru Numaralı Bireysel Başvuru Neticesinde Vermiş Olduğu MUNZAM ZARAR Konulu Pilot Karar
- 3.HD 2023/1897 E., 2024/1099 K. Y.10.HD 2023/13690 E., 2024/11814 K., Y.5.HD 2024/13282 E. 2025/11207 K. Y.7.HD 2009/8308 E., 2010/1227 K., Y.6.HD 2023/1766 E., 2024/4097 K.
Footnotes
1 Y.3.HD 2023/1897 E., 2024/1099 K.
2 Y.10.HD 2023/13690 E., 2024/11814 K., Y.5.HD 2024/13282 E. 2025/11207 K.
3 Y.7.HD 2009/8308 E., 2010/1227 K., Y.6.HD 2023/1766 E., 2024/4097 K.
4 2024/41673 Başvuru Sayılı AYM Kararı'nın yer aldığı 29/09/2025 Tarihli,3302 Sayılı R.G
The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.