- within Tax topic(s)
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (“TMK”) yürürlüğe girmesiyle birlikte “eşlerin birlikte yaşadığı konut” anlayışının yerini, hukuki sonuçlar doğuran ve özel korumaya tabi tutulan “aile konutu” kavramı almıştır. Aile konutu, eşlerin ve varsa çocukların fiilen ortak yaşamlarını sürdürdükleri ve aile yaşamının merkezini oluşturan yeri ifade etmektedir. Bu niteliği sebebiyle aile konutu, özellikle miras hukuku ve edinilmiş mallara katılma rejimi kapsamında eşlerden birinin ölümü sonrası sağ kalan eşe sağlanan korumalar bakımından önem taşımaktadır.
With the entry into force of the Turkish Civil Code No. 4721 (“TMK”), the concept of the dwelling where spouses live together was replaced by the legally defined concept of the “family residence,” which entails specific legal effects and enjoys special legal protection. The family residence refers to the place where the spouses, and where applicable their children, actually reside together, where their personal and social life is centered, and which constitutes the center of family life. Due to this function, the family residence is of particular importance for the protection of spouses under inheritance law and the matrimonial property regime.
1. Aile Konutu Kavramı
Aile konutu kavramı, kapsamının daraltılması tehlikesi nedeniyle Kanun'da bilinçli olarak sınırlayıcı şekilde tanımlanmamıştır. Bununla birlikte öğretide farklı tanımlara rastlanmaktadır1; TMK'nın 194. maddesinin gerekçesinde aile konutu, “eşlerin bütün yaşam faaliyetlerini gerçekleştirdiği, yaşantısına buna göre yön verdiği, acı ve tatlı günleri içinde yaşadığı, anılarla dolu bir alan” olarak ifade edilmiştir.
Kural olarak aile konutu tektir ve eşlerin birden fazla konutu bulunsa dahi aile yaşamının merkezinin bulunduğu tek2 bir konut aile konutu sayılır. Belirsizlik hâlinde eşlerin sosyal ilişkilerinin yoğunlaştığı yer, yerleşim yeri ve çocukların eğitim gördüğü yer gibi ölçütler dikkate alınır. Öğretide3, istisnai durumlarda birden fazla konutun da aile konutu olabileceği kabul edilmektedir. Özellikle ailenin yaşam faaliyetleri yılın belirli dönemlerinde farklı konutlarda düzenli ve sürekli biçimde yoğunlaşıyorsa her biri aile konutu niteliği kazanabilir. Ancak geçici kullanım söz konusuysa veya yazlık, dağ evi, bağ evi gibi tali nitelikte konut ise bunlar aile konutu kapsamında değerlendirilmeyecektir.
Nitekim eşlerden birinin vefatı hâlinde sağ kalan eşin barınma hakkının mirasçılar veya üçüncü kişiler tarafından zedelenmemesi amacıyla, aile konutunun sağ kalan eşe özgülenmesine imkân tanıyan hukuki mekanizmalar öngörülmüştür. Bu kurum TMK'nın 240.maddesi çerçevesinde edinilmiş mallara katılma alacağına mahsuben özgüleme ve TMK'nın 652.maddesi çerçevesinde miras payına mahsuben özgüleme olarak iki şekilde incelenmelidir.
2. Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminde Aile Konutunun Sağ Kalan Eşe Özgülenmesi Şartları
Edinilmiş mallara katılma rejimi, 4721 sayılı Kanun ile yasal mal rejimi olarak kabul edilen ve eşlerin evlilik süresince edindikleri malvarlığı değerleri üzerinde, tasfiye anında pay hakkı tanıyan mal rejimidir. Edinilmiş mallara katılma rejiminde katılma alacağı aynen veya nakden ödenmektedir, kural olarak aynen ödenmesi talep edilemez. Ancak TMK'nın 240.maddesi istisnai olarak belirli şartlarda aynen talep imkânı tanınmıştır. Ayrıca ilgili hükme göre mal rejimi sözleşmesi ile eşler kendilerine tanınan bu hakkı sınırlandırılabilir veya kaldırılabilir hatta koruma kapsamını genişletilebilir.
a)Eşler Arasında Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminin ve Katılma Alacağının Bulunması:
Sağ kalan eşin, bu başlık altındaki özgülemeyi talep edebilmesi için öncelikle eşler arasında ölüm tarihi itibariyle söz konusu yasal mal rejiminin geçerli olması ve sağ kalan eşin katılma alacağının bulunması gerekmektedir. Katılma alacağı en basit haliyle, gelirle elde edilen malvarlığı olan edinilmiş mallardan, borçların/pasiflerin çıkarılması suretiyle bulunan artık değerin yarısı olarak hesaplanacaktır. Sağ kalan eşin katılma alacağının bulunması halinde bu alacağını aile konutunun mülkiyetine veya intifa hakkına mahsup edebilecek; alacağın konut değerini karşılamaya yetmemesi hâlinde ise eksik kalan bedeli ödeyerek aile konutunun kendisine özgülenmesini talep edebilecektir. Bu durumda denkleştirme bedelini, konutun güncel piyasa değerini belirleyerek mahkeme tespit edecektir.
b)Sağ Kalan Eşin Eski Yaşantısını Devam Ettirme Amacının Bulunması:
Sağ kalan eşin aile konutunun kendisine özgülenmesini talep edebilmesi, bu konutta önceki yaşam düzenini sürdürme amacını taşımasına bağlıdır. Düzenlemenin amacı, eşin vefatı sonrası sosyal ve ekonomik açıdan zayıf duruma düşebilecek sağ kalan eşin, alışık olduğu yaşam çevresinden kopmadan hayatını sürdürebilmesini sağlamaktır. Sağ kalan eşin konutu terk ederek başka bir yerde sürekli yaşamaya başlaması, konutu kiraya vermesi ya da satarak farklı bir yaşam düzeni kurması gibi olgular, eski yaşamını sürdürme iradesinin bulunmadığını gösterebilir. Bu hâllerde mahkeme, TMK m. 240 kapsamında aile konutunun özgülenmesi talebini reddedebilecektir.
c)Sağ Kalan Eşin Süresi İçerisinde Talepte Bulunması:
Aile konutunun sağ kalan eşe özgülenmesi talebi kişiye sıkı sıkıya bağlı bir haktır. Dolayısıyla ancak eşin talep etmesi halinde aile konutu üzerinde eş lehine ayni hak tesis edilebilecektir. Herhangi bir şekle bağlanmamış olan bu talep, kural olarak miras ortaklığına veya atanmış temsilciye; terekenin reddi gibi hâllerde ise Sulh Hukuk Mahkemesine yöneltilmelidir.
Bununla birlikte en erken eşin ölüm tarihinden itibaren ileri sürülebilen bu talep, mal rejiminin tasfiyesi tamamlanıncaya kadar yapılabilecektir. Ancak aile konutu miras ortaklığının mülkiyetinden çıktıktan sonra bu talep ileri sürülemeyecektir. Zamanaşımı ise kanunda açıkça düzenlenmemiş olmakla birlikte katılma alacağına ilişkin süreler esas alınarak mal rejiminin sona erdiğinin ve alacağın öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıl, her hâlde mal rejiminin sona ermesinden itibaren 10 yıl içinde talebin ileri sürülmesi gerektiği kabul edilmektedir.
d)Aile Konutunun, Ölenin Altsoyundan Birinin Aynı Meslek ve Sanatı İcra Edeceği Konut Olmamalı:
Son olarak aile konutunun ölen eş tarafından meslek veya sanat icrasında kullanılan ve altsoydan birinin aynı faaliyeti sürdürebilmesi için gerekli olan bölümleri üzerinde aynî hak talep edilemeyecektir. Ancak konutun yalnızca bir kısmı bu amaçla gerekli ise sağ kalan eşin diğer bölümler üzerinde oturma hakkı istemesi mümkün olacaktır.4
3. Miras Payına Mahsuben Aile Konutunun Sağ Kalan Eşe Özgülenmesi Şartları
Edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olmadığı yahut katılma alacağının bulunmadığı hallerde TMK'nın 652.maddesi kapsamında özel bir koruma getirilmiştir. Buna göre sağ kalan eşin korunması ve yaşamına devam edebilmesi amacıyla, aile konutunun miras payı karşılığında eşe bırakılmasını isteme hakkı tanınmıştır.
Sağ kalan eşin aile konutunun kendisine özgülenmesini isteyebilmesi için;
- Mirasçı sıfatına sahip olması,
- Konut ve ev eşyasının terekeye dahil bulunması,
- Ölen eşin bu konuda vasiyetname ya da miras sözleşmesiyle bağlayıcı bir tasarruf yapmamış olması gerekmektedir.
Ayrıca özgüleme kendiliğinden değil, sağ kalan eşin açık talebiyle mümkün olacaktır. İntifa ve sükna hakkının tanınması için ise eşin konutta kalmasını haklı kılan bir sebep gerekecektir.5 Aynı şekilde konutun değerinin, miras payını aşması halinde, aradaki farkın ödenmesi de söz konusu olabilecektir.
İncelenen hükümler kapsamında tanınacak haklar benzerlik göstermektedir. Bahsedilen şartların varlığı halinde; sağ kalan eşe aile konutu üzerinde mülkiyet hakkı yahut haklı sebeplerin varlığı halinde intifa veya oturma (sükna) hakkı tanınacaktır. İntifa hakkı, konutun çıplak mülkiyeti mirasçılarda kalmak üzere sağ kalan eşe tam yararlanma yetkisi veren; oturma hakkı ise konutta veya bir bölümünde bizzat oturma ve kullanma imkânı sağlayan kişisel irtifak haklarıdır. Söz konusu haklardan hangisinin sağlanacağı hususunda sağ kalan eşin talebi önem arz etmekle birlikte, hakkın türüne ilişkin son kararı somut olayın özelliklerine göre hâkim verecektir.
Böylece sağ kalan eş, mirasçılarla paylaşım ya da satış nedeniyle doğabilecek uyuşmazlıklardan korunmuş olacaktır, miras paylaşımında aile konutunun kendisine verilmesi öncelikli olarak dikkate alınacak ve özgüleme talebine itiraz edilmesi hâlinde mahkeme tüm koşulları değerlendirerek hakkaniyete uygun bir karar verecektir.
Sonuç olarak;
1- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ile aile konutu, eşlerin ortak yaşamının merkezi olarak kabul edilmiş; sağ kalan eşin barınma ihtiyacının korunması amacıyla bu konut üzerinde özel bir hukuki koruma öngörülmüştür.
2- Edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu hâllerde, sağ kalan eşin katılma alacağının bulunması, aile konutunda önceki yaşam düzenini sürdürme iradesinin varlığı ve süresi içinde talepte bulunulması şartlarıyla, konutun katılma alacağına mahsuben mülkiyet veya sınırlı ayni hak şeklinde sağ kalan eşe özgülenmesi mümkündür.
3- Katılma alacağının bulunmadığı veya edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulanmadığı hâllerde, sağ kalan eşin mirasçı sıfatına sahip olması, aile konutunun terekeye dâhil bulunması ve ölen eşin bağlayıcı bir ölüme bağlı tasarrufunun bulunmaması koşullarıyla, konutun miras payına mahsuben sağ kalan eşe özgülenmesi talep edilebilecektir.
4- Her iki durumda da aile konutunun sağ kalan eşe özgülenmesi kendiliğinden gerçekleşmeyip eşin açık talebine ve mahkemece somut olayın koşullarının değerlendirilmesine bağlıdır.
Footnotes
1. “Eşlerin iradelerine uygun olarak sürekli bir şekilde birlikte yaşamalarına hizmet eden oturma yeridir.” Bilge Öztan, Aile Hukuku, Turhan Kitabevi, 6. Bası, Ankara 2015, s.298; “Eşlerin evlilik birliğinin devamı sırasında ortak yaşamı sürdürmenin gerekli kıldığı bir yerde ortak olarak oturma ihtiyacının giderilmesinde kullanılmak üzere sürekli olarak seçtikleri, kısaca aile yaşamlarının merkezi durumuna getirdikleri konut olarak kullanmaya elverişli taşınır veya taşınmaz yerdir.” Mustafa Dural/Tufan Öğüz/Mustafa Alper Gümüş, Türk Özel Hukuku Cilt 3, Aile Hukuku, İstanbul 2024, s.268.
2. Mustafa Alper Gümüş, Türk Medeni Kanununun Getirdiği Yeni Şerhler, 1.basıdan 2. tıpkı bası, İstanbul 2007, sy 21.
3. Bilge Öztan, Aile Hukuku, 5. Bası, Ankara 2004, sy.200.
4. Tarımsal taşınmazlarda, TMK m. 659'a dayanan mirasçıya özgüleme talebi saklı tutulmaktadır. Bu durumda sağ kalan eş, aile konutuna ilişkin aynî hak talebinde bulunamayacaktır.
5. “Haklı sebebin varlığı, her somut olayda hâkim tarafından değerlendirilecektir, aile konutunun değeri, bu değere mülkiyet, intifa ya da oturma hakkının etkisi, ölen eş ile sağ kalan eşin mirasçılarının aynı olup olmadığı, sağ kalan eşin yaşı, mirasçılarla kişisel ilişkileri, davalı- birleştirilen dosya davacısı K1'in mali gücünün konutun ve ev eşyasının değerini karşılayıp karşılamayacağı, adına kayıtlı taşınmazlar olup olmadığı, sağ kalan eşin altsoyunun olmaması gibi haller hâkimin haklı sebeplerin varlığının tayininde değerlendirmesi gereken hallerdir.” ( Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, 30.03.2015 tarihli ve 2015/3537 E., 2015/3460 K. sayılı kararı)
The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.
[View Source]