- in United States
- within Cannabis & Hemp, Technology and Environment topic(s)
Anayasa Mahkemesi’ne (“AYM”) yapılan 2024/187 esas sayılı itiraz başvurusuna konu olayda, elektronik ticaret platformu üzerinden satın alınan bir ürünün ayıplı olduğunun ileri sürülmesi nedeniyle açılan manevi tazminat davası kapsamında, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un (“TKHK”) 48. maddesinin altıncı fıkrasının (d) bendinde yer alan “…ile 11 inci…” ibaresi ile 6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un (“ETK”) 9. maddesinin birinci fıkrasının Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülmüştür.
İtiraz konusu düzenlemelerden ilki olan TKHK m. 48/6(d) uyarınca, elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıları, satıcı veya sağlayıcı adına bedel tahsil etmeleri hâlinde dahi, TKHK’nın 11. maddesinde düzenlenen ayıplı mala ilişkin seçimlik hakların kullanımından sorumlu tutulmamaktadır. İkinci düzenleme olan ETK m. 9/1 ise, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmadıkça, elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcılarının, hizmet sağlayıcı tarafından sunulan içerik ile içeriğe konu mal veya hizmetlere ilişkin hukuka aykırılıklardan sorumlu olmayacağını öngörmektedir.
Başvuruya konu olayda Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi (“Mahkeme”), elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcılarının tüketiciler ile satıcılar arasındaki ilişkide giderek daha etkin bir rol üstlendiklerini, buna rağmen tüketicilerin ayıplı maldan kaynaklanan haklarının kullanılması bakımından sorumluluk dışında bırakılmalarının ve hukuka aykırı içerik ile mal veya hizmetlerden doğan sorumluluktan genel olarak muaf tutulmalarının, tüketicilerin korunmasına ilişkin anayasal güvencelerle bağdaşmayabileceğini değerlendirerek itiraz yoluna başvurmuş ve dosya bu kapsamda AYM’nin önüne gelmiştir.
AYM’nin Değerlendirmesi
AYM, incelemesinde öncelikle tüketicinin ayıplı veya hukuka aykırı bir mal ya da hizmet karşılığında ödediği bedelin Anayasa’nın 35. maddesi kapsamında mülkiyet hakkı korumasından yararlandığını belirtmiştir. AYM’ye göre, devletin mülkiyet hakkını korumaya yönelik pozitif yükümlülüğü, yalnızca bireylerin mülkiyet hakkına müdahale etmekten kaçınmasını değil, aynı zamanda özel kişiler arasındaki ilişkilerde de bu hakkı koruyacak etkili hukuki mekanizmalar oluşturmasını gerektirmektedir.
Bu kapsamda AYM, Anayasa’nın 172. maddesinde düzenlenen tüketicinin korunmasına ilişkin yükümlülük ile mülkiyet hakkına ilişkin güvencelerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Mahkemeye göre tüketicilerin ekonomik menfaatlerinin korunması amacıyla oluşturulan yasal çerçevenin, tüketicilerin haklarını etkili biçimde kullanabilmelerine imkân sağlayacak nitelikte olması gerekmektedir.
AYM ayrıca elektronik ticaret faaliyetlerinin ulaştığı boyut dikkate alındığında, elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcılarının her zaman yalnızca teknik ve tarafsız bir aracılık faaliyeti yürüttüğünün kabul edilemeyeceğini vurgulamıştır. Bu kapsamda Mahkeme, bazı durumlarda aracı hizmet sağlayıcıların satılan mal veya hizmetlere ilişkin bilgi sahibi olabildiğini, satış süreçleri üzerinde belirli ölçüde kontrol ve denetim imkânına sahip olduğunu ve dolayısıyla satış ilişkisinde aktif rol üstlenebildiğini belirtmiştir.
Bu çerçevede AYM, elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcılarının ayıplı mal nedeniyle tüketicinin seçimlik haklarının kullanılmasından ve hizmet sağlayıcı tarafından sunulan içerik ile içeriğe konu mal veya hizmetlere ilişkin hukuka aykırılıklardan genel ve mutlak biçimdesorumsuz tutulmasının, tüketicilerin haklarını etkili şekilde kullanmalarını engelleyebileceğini değerlendirmiştir. Özellikle satıcının faaliyetini sona erdirmesi, tüketici tarafından ulaşılamaması veya yükümlülüklerini yerine getirmemesi gibi durumlarda, tüketicinin aracı hizmet sağlayıcıya başvurmasının da engellenmesinin ciddi bir koruma boşluğu yaratabileceğine dikkat çekmiştir. AYM’ye göre bu durum, tüketicinin ödediği bedelin korunmasına yönelik anayasal güvenceleri zayıflatmakta ve tüketiciyi fiilen korumasız bırakabilmektedir.
Bu nedenlerle AYM, itiraz konusu kuralların tüketici ile elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcısı arasında gözetilmesi gereken adil dengeyi tüketici aleyhine bozduğunu, tüketicilerin ekonomik menfaatlerinin korunmasına ilişkin anayasal güvenceleri yeterli ölçüde sağlamadığını ve devletin tüketiciyi korumaya yönelik pozitif yükümlülükleriyle bağdaşmadığını değerlendirmiştir.
Sonuç olarak AYM, TKHK’nın 48. maddesinin altıncı fıkrasının (d) bendinde yer alan ve ayıplı mala ilişkin seçimlik hakların aracı hizmet sağlayıcıya karşı kullanılmasını engelleyen "... ile 11 inci ..." ibaresinin iptaline karar vermiştir. AYM ayrıca ETK’nın 9. maddesinin birinci fıkrasında yer alan elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcılarına tanınan sorumsuzluk rejiminin, tüketici sözleşmeleri bakımından uygulanmasının Anayasa’ya aykırı olduğuna hükmetmiştir..
Bununla birlikte AYM, elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcılarının her durumda veya doğrudan sorumlu tutulması gerektiği yönünde bir değerlendirme yapmamış; bu kişilerin tüketici işlemlerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda kategorik olarak sorumsuz kabul edilmesini Anayasa’ya aykırı bulmuştur.
Yürürlük Zamanı
İptal kararının doğuracağı hukuki boşluğun kamu yararını olumsuz etkileyebileceği dikkate alınarak, iptal hükmünün Resmî Gazete’de yayımlandığı 02.06.2026 tarihinden itibaren dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.
Karşı Oy Görüşü
Karara katılmayan üye, elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcılarının mevcut mevzuatta halihazırda tamamen sorumsuz bırakılmadıklarını belirtmiştir. Karşı oy gerekçesinde, TKHK’nın mesafeli sözleşmelere ilişkin özel kanun niteliğinde olduğu, aracı hizmet sağlayıcıların ön bilgilendirme yükümlülükleri, sözleşme kayıtlarının tutulması, belirli kampanyalı satışlar ve cayma hakkı kapsamında bedel iadesi gibi çeşitli yükümlülüklerden hâlihazırda sorumlu oldukları vurgulanmıştır. Bu nedenle kanun koyucunun yalnızca ayıplı mala ilişkin seçimlik hakların kullanımına yönelik sorumluluğu kapsam dışında bıraktığı, tüketicilerin ise tamamen korumasız bırakılmadığı ifade edilmiştir.
Karşı oyda ayrıca, elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcılarının satılan her malın ayıplı olup olmadığını veya her hizmete ilişkin hukuka aykırılığı önceden tespit etmelerinin fiilen mümkün olmadığı, buna rağmen ayıplı mal hükümleri kapsamında sorumlu tutulmalarının maliyetleri artırabileceği ve elektronik ticaret sektörünün gelişimi üzerinde olumsuz etkiler doğurabileceği belirtilmiştir. Bu gerekçelerle söz konusu düzenlemelerin tüketicinin korunmasına ilişkin anayasal güvencelere aykırı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Sonuç
Karar, elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcılarının tüketici uyuşmazlıklarındaki hukuki konumuna ilişkin önemli sonuçlar doğurabilecek niteliktedir. Bu kapsamda özellikle elektronik ticaret platformlarının tüketici şikayetleri, satıcı denetimi, ürün güvenliği ve uyuşmazlık yönetimi süreçlerini gözden geçirmeleri; tüketicilere yönelik başvuru ve çözüm mekanizmalarının etkinliğini değerlendirmeleri önem kazanabilecektir. Bunun yanında, tüketici sözleşmelerinden kaynaklanan risklerin dağılımına ilişkin sözleşmesel düzenlemelerin ve iç uyum süreçlerinin yeniden ele alınması da gündeme gelebilecektir.
Konuya ilişkin herhangi bir sorunuz olması halinde her zaman bizimle iletişime geçebilirsiniz.
The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.
[View Source]